PAYLAŞ

Lore serimizin yedinci bölümünde Antik Kalimdor’un tarihinden bahsedeceğiz. Önceki üç yazımızda Azeroth’un doğuşunu işlemiştik ve hikayemiz hayat tohumlarının atılmasından sonra dünyayı korumakla görevli Keeper’ların birbiri arasındaki savaşı ile sonlanmıştı. Keeper’lar bu vakitten sonra inlerine çekilmiş ve beklemeye başlamışlardı.

Bundan sonraki süreç içerisinde ise yaratılan veya bilinç bulan ilkel ırkların hüküm süreceği bir Azeroth tarihine değineceğiz. Kalimdor kıtası bu dönemlerde hala tek parça halinde ve hikayemiz, Azeroth’a Orc ırkının gelmesinden yaklaşık 16 bin yıl öncesinden devam ediyor. Bir önceki yazımızı bitirirken, kendine Troll ismini veren yeni bir ilkel vahşi ırkın hayat bulmaya başladığından bahsetmiştik.

Zul İmparatorluğu ve Aqir’in Uyanışı
Dark Portal’dan 16000 Yıl Öncesi

Nesiller boyu hayat, düzen sağlanmış Azeroth’ta büyümeye devam etti. Ancak hayatın gelişimi başka hiçbir yerde Sonsuzluk Kuyusu’nun (Well of Eternity) çevresindeki topraklardaki kadar belirgin değildi. Azeroth’un Dünya-Ruhu’ndan gelen Arcane büyüsünün sağladığı yaşam kanı, büyüme ve doğuş döngüsünü harekete geçiriyordu. Kısa sürede ilkel yaşam formlarından bilince sahip canlılar evrimleşmeye başladılar.

İlk ve en çabuk çoğalan ırk, Azeroth ormanlarında vahşi avcı ve toplayıcılardan oluşan Troll’lerdi. Ortalama zekaya sahip olsalar da, inanılmaz bir atiklik ve güç ile donatılmışlardı. Ayrıca muhteşem vücut yapıları sayesinde yaraları hızla iyileşir hatta zamanla kopmuş uzuvları bile yenilenirdi.

İlk Troller geniş bir batıl gelenek yelpazesi benimsediler. Bazıları yamyamlık ve savaş üzerine kendini geliştirirken, az bir kısım mistik güçler ve meditasyon üzerine yoğunlaştı. Ama bir çoğu Voodoo olarak bilinen karanlık ve güçlü bir büyünün etkisi altına girdi. Hepsinin ortak noktası ise, Kalimdor’daki güçlü Wild God’lara olan inançlarıydı. Troller bu canlılara “Loa” adını veriyorlardı ve onlara tapıyorlardı.

loa

Wild God’lar için Troller, Kalimdor’da dağ ve platolar ele geçirerek buraları Loa’ların yaşam alanı ilan ettiler. Bu bölgeye Zandalar adını veren Troller zaman içerisinde buraya küçük bir kamp kurdular.

Troll kabileleri arasındaki en güçlüsü Zandalar kabilesiydi. Zandalar’daki en yükse platolara hükmederek, buralara kutsal topraklar olarak bellediler. Yüksek tepelere tapınaklar inşa ettiler. Zaman içerisinde bu tapınaklar şehirlere dönüştü ve Zuldazar adını aldı.

Zuldazar
Zuldazar

Yüzyıllar boyunca başka kabileler, bölge ve güç için Zandalari’ye meydan okudu. Bu kabilelerden en bilinenleri Gurubashi, Amani ve Drakkari’ydi. Gurubashi ve Amani Kalimdor’un ormanlarında hak iddia ettiler. Kabileler arasında başlayan savaş iki taraf için de çok ciddi sonuçlar doğuracaktı çünkü Troll’ler çok iyi savaşçılardı ve her savaşta iki taraftan da büyük kayıplar oluyordu. Bu sebeple arazinin herkes için yeterli olacağını düşünerek farklı yönlere gidip, savaş yerine orta yol bulmanın çok daha akıllıca olacağını düşündüler.

Kabilelerin Büyücü Hekim’leri ve Rahip’leri (Witch Doctor’lar ve Priest’ler) tarafından yasaklanan tek bir yer vardı; o da siyah taşların bulunduğu Zandalar dağının etekleriydi. Loa’lar, bu taşların rahatsız edilmesi durumunda çok zarar verici sonuçlarının olacağı konusunda Troll’leri uyarmışlardı ve uzun bir süre tüm Troll’ler Loa’lara karşı gelmeyi cesaret edemedi.

Ama kısa süre sonra merak kazandı. Troll’ler bu siyah taşların çok büyük bir yaratığın parçaları olduğunu anladılar. Bunun keşfedilmemiş bir Loa olduğunu düşünen Troller, ayinler ve canlı kurbanlar vererek bu yaratığı uyandırmaya çalıştılar.

Haberleri olmadan bu ayinleri ile uyandırdıkları varlık, Tyr ile savaşından sonra yaralı düşmüş C’Thraxxi generali Kith’ix idi. Kith’ix, Tyr’den kaçtıktan sonra Zandalar dağının eteklerine sığınmıştı ve derin bir uykudaydı. Uyandırıldığı an da etrafında gördüğü herkesi yok etti.

Kith’ix, Troll uygarlığını küçümsedi ve Old God’ların bu uygarlığın yok olmasından zevk alacaklarını düşündüğü için işe koyuldu. Zihniyle kontrol edebileceği zayıf canlılar olan Aqir’lere erişti, bu yaratıklar Black Empire yok olurken yeraltı tünellerinde hapis kalmışlardı. Hepsini komutasına alarak bir kez daha Azeroth’ta hüküm sürmek için onları Troll’lere karşı savaşa sürdü. Gücü büyüdükçe hizmetkarları yerin altında sonsuz bir imparatorluk olan Azj’Aqir’i kurdular. Doğru zaman bekleyen Kith’ix, sayıları yeterli seviyeye ulaşınca savaşçılarını yer altı şehrinden çıkartarak yeryüzünü süpürdü.

Aqir

Troller’in avcılık deneyimleri çok iyi olsa da böyle bir tehdit ile hiç karşılaşmamışlardı. Bir çok küçük kabile yenik düştü.

Aqir’ler Zandalar dağına yaklaştıklarında, Zandalari harekete geçti ve bu gücü yok etmek adına tüm kabileler birleşerek Zul İmparatorluğu’nu kurdu. Zandalari orduları yönetmeye başladı ve dağın tepesinden düşmanın zayıf noktalarını bulurken, diğer kabileler orman içerisinde tuzaklar kurarak düşmanın sayılarını azaltmaya başladı. Başka bir yerde ise Rahipler Loa’yı uyandırarak Wild God’ın savaşa katılmasını sağlayarak düşmanın ve hatta Kith’ix’in çok ciddi yaralar almasına neden oldular.

Aqir’ler düzgün bir kuşatma yapamadan yenildiler ve geri çekildiler. Kith’ix, Loa tarafında ciddi biçimde yaralanmış şekilde kuzeydoğuya kaçtı ve hizmetkarları Troll’lerle savaşa devam ederken dinlenip tekrar güçlenmeye başladı.

Zandalari düşmanı püskürtmüş olmasına rağmen gerçek tehditin hala var olduğunu biliyordu. Tehditi sonlandırmak için Zandalari en güçlü gruplar olan Amani, Gurubashi ve Drakkari’ye yeni kaleler inşa etmesini emretti. Böylece savaş bittiğinde herkesin yeni bölgeleri olacaktı ve aralarında bir husumet kalmayacaktı.

Kabileler bunu kabul etti. Drakkari’ler kuzeydeki Aqir kolonisinin peşinden Ulduar’ın yakınlarına kadar gittiler ama burada beklemedikleri bir düşman ile karşılaştılar: Yozlaşmış Tol’vir. Tol’vir’ler, Drakkari’ye büyük üstünlük sağlamasına rağmen Troll’lerin savaşçı ruhları bu çatışmada galip geldi.

Gurubashi’ler de yozlaşmış bir Titan-Forged ile savaştılar. Batıya Ahn’Qiraj’a gittiklerinde, Aqir’lerin köleleştirdiği Anubisath devleri ile karşılaştılar. Çok savaşçı kaybetmelerine rağmen Rahip’lerinin akıllıca savaş taktikleri sayesinde savaşçıları gruplar halinde bölünerek düşmanı rahatsız ettiler ve tam anlamıyla galip gelmeseler de bölgeyi kontrolleri altına almayı başardılar.

troll

Amaniler ise Kith’ix’in peşinden kuzeydoğuya gittiler. Aqir ordularını yok eden Amaniler, son savaşta bir intihar saldırısı yaparak Kith’ix ve ordusunu bozguna uğrattılar. Çok az sayıda Amani savaşçısı hayatta kaldı.

Bedel büyük olsa da Amani’lerin bu savaşı, diğer kabileler arasında efsane oldu. Kith’ix’in öldüğü yerde yeni bir yerleşke kurdular. Bir gün burası Zul’Aman olarak bilinecekti. Kith’ix öldükten sonra Aqir’ler iyice zayıfladı ve Troll’lerle savaşı başka bir şekil aldı. Artık Aqir yok etmek Troll’lerin ilk vazifesi olmuştu ve Kalimdor’un merkezi Aqir’lerden tamamen arındırılmıştı. Hayatta kalan Aqir’ler yer altı kolonileri kurarak Troll saldırılarında korunmaya çalıştılar. Artık savaşamayacak hale gelmeleri nedeniyle, Troll’ler kendileri galip ilan ettiler. Artık onları bir arada tutmayı sağlayan savaş olmadan Troll grupları birbirlerinden iyice uzaklaştılar. İzole bir şekilde kendi evlerini tapınaklarını kuran Troll grupları en sonunda kendi imparatorluklarını ilan ettiler. Zandalari, dağlardaki platolarına çekildi ve ruhani bilgiler peşinde koştu ama Troll halkının üstündeki etkileri hep devam etti.

Nerubian’lar, Qiraji ve Mantid’ler

Aqir imparatorluğundan 3 farklı ırk doğdu. Kuzeydeki böceksiler Yogg-Saron’un hapishanesine yakın oldukları için onun etkisinde Nerubian adı verilen örümceksi yaratıklara dönüştüler ve krallıklarına Azjol-Nerub ismini verdiler.

azjol-nerub

Güneybatı’daki Aqir’lerin evi, C’thun’un hapis tutulduğu Ahn’Qiraj oldu ve onun etkisi ile Qiraji adı verilen ırka dönüştüler.

Güneydoğu’ya kaçanlar ise ölmüş olsa bile toprak üstündeki etkisi süren Y’Shaarj sebebiyle Mantid denilen ırak dönüştüler ve Vale of Eternal Blossom’ın yanında Manti’vess kolonisini kurdular.

Mantid Döngüsü

Savaşın sonlarına doğru bir grup Aqir Kalimdor’un güney ucunda toplandı. Kypari ağaçlarının altında yeni bir imparatorluk kuran ve Mantid olarak bilinen bu böcekler kazanamayacakları bir savaşı sürdürmenin manası olmadığına karar verdiler.

Böyle bir düşünce böceklerde alışılmış değildi. Old God’lara hala tapıyorlar ve bir gün tekrar hapisten kurtulup tekrar Azeroth’ta hüküm süreceklerini düşünüyorlardı. Varlıklarını sürdürmenin tek yolunun güçlerini korumak ve geliştirmekten geçtiğini anladılar. Mantid’lerin hareketleri, bir imparatoriçe tarafından kontrol edilmekteydi ama buna rağmen bir başka grup, böceklerin kaderini kontrol altına aldı. Bu grubun üyeleri kendilerine Rahip anlamana gelen Klaxxi adını verdiler. Klaxxi’ler, Troll’lerden intikam almak yerine başka bir hedefe yöneldiler.

klaxxi

Yakınlarda Vale of the Eternal Blossoms’ı koruyan Titan-Forged Mogu’lar vardı. Mantid’ler bir anda kendilerini bu mistik vadide buldular. Onları buraya çekenin Highkeeper Ra tarafından vadinin altına kapatılmış olan Y’Shaarj’ın kalbi olduğundan haberleri yoktu. Vadinin altındaki karanlık güce ulaşmak için Mogu’lara saldıran Mantid’ler, Kypari ormanlarına püskürtüldüler. Klaxxi bunu bir yenilgi olarak görmedi ve yüzlerce yıl daha da güçlenerek beklediler. Her geçen gün saldırılardan kurtulanlar, daha güçlü olarak geri dönüyorlardı ve bu döngü sayesinde zayıf nesiller yok oluyor, geriye sadece en kudretli ve güçlü Mantid’ler hayatta kalıyordu.

Mogu’lar bu döngüye bir son vermek için Manti’Vess’e bir saldırı düzenlediler. Bu saldırı Mantid’lerin beklemediği bir durumdu ve yeni savaşçılarının yumurtadan çıkmalarına yıllar vardı, bu yüzden sayıları azdı ve Mogu’lar ile baş etmeleri mümkün değildi. Sadece bir Mantid bu savaşta kurtulacak güce sahipti. Korven isim bir Mantid, savaşı kendilerinin lehine çevirmek için yardıma geldi ve öyle güçlüydü ki ölüme bile karşı koyabileceğine inanılıyordu. Klaxxi yaşlıları, Korven’i “Paragon” ilan ettiler ve onun bir efsane olacağına söz verdiler. Ama bu Korven için yeterli değildi çünkü kendi ırkını savunmasız bırakmak istemiyordu. Klaxxi bir çözüm bulması için onu görevlendirdi.

Kypari ile yıllarca yaptığı deneylerden sonra Korven, canlı bir yaratığın amber koza içerisinde binlerce yıl korunabileceğini keşfetti. Eğer en güçlü savaşçılar bu kozalara konur ise ihtiyaç olduğu anda uyandırılabilir ve yardıma gelebilirlerdi. Kozaya ilk giren Korven oldu ve “Korven the Prime” olarak adlandırıldı. Bu sayede kozasında uykuya çekilen Korven, Mantid döngüsünü tek başına koruyarak nesiller boyu bozulmasını engellemiş oldu.

Aqir-Troll-Kalimdor-Haritasi
Aqir-Troll Savaşları Sonrası Kalimdor Haritası

Lore serimiz Pazartesi günleri devam edecek, bir sonraki bölümümüzde Kalimdor tarihinin devamıyla sizlerle olacağız.

Devamı: Warcraft Lore Serisi #8 – Antik Kalimdor Tarihi Bölüm 2

Kaynak: World of Warcraft: Chronicle Volume 1

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK